KİTAPLAR
Her kitap yazılmadan önce bir planla başladı. Bunlar o planların tanıtım kitapçıkları.
KİTAPLAR
Ankara Tarihi İncelemesi
Final aşamasında
Tanıtım kitapçığı (PDF)Gürkan Zergeroğlu
Ankara kendiliğinden orada değil.
Bozkırın ortasında, doğanın kendi başına vermediği bir konfor var: su, gölge, ağaç, yol. Bu kitap, o konforun milyonlarca yıllık bir zeminden bugünkü kente nasıl kurulduğunu anlatıyor.
Ankara'yı bir başkentlik hikâyesi olarak değil, yük taşıyan bir yapı olarak okuyor: zemin nedir, yük nereye biner, ne kadar dayanır? Kısacası: su havzanın armağanıdır, vaha insanın eseridir.
Yazar bir mühendis. Yöntemi tek bir aletten ibaret: kesit. Her çağda aynı soruyu soruyor ve her çağda aynı cevaba varıyor: Ankara, suyu ve güvenliği aynı yerde çözen bir havzanın, her kuşakta insan eliyle yeniden kurulan vahasıdır.
Vaat ettiği şey bir disiplin: bir iddia, ancak dayandığı kayıt kadar geçerlidir. Her tarih, her sayı, her "ilk" kaynağıyla verilir; doğrulanamayan, doğrulanamadığı söylenerek yazılır.
Kütüphanede kurulan her analiz sahada sınanır; kitaptaki şehir, bugün gidip görebileceğiniz bir şehirdir.
KİTABI KAPATTIĞINIZDA SÖYLEMENİZ BEKLENEN CÜMLE
"Ankara'ya hiç bu gözle bakmamıştım."
HER BÖLÜMDE SİZİ BEKLEYEN
Prehistorik Dönem ve Paleolitik Katmanlar · 10 milyon yıl önce – Son Buzul Çağı
Havza suyu verir; vahayı kuracak olan insandır.
Ankara havzasının bir okyanus kabuğu üzerine, volkan külüne ve göl tortusuna oturduğunu; Sinap Tepe'de bulunan Ankarapithecus meteai'nin, bugünkü bozkırın yerinde bir zamanlar galeri ormanları olduğunu gösterdiğini; ve Paleolitik avcıların yüz binlerce yıl boyunca havza merkezinden yirmi kilometreden fazla uzaklaşmadığını göreceksiniz.
Su geçirmeyen taban kayası, suyu yüzeye yakın tutar.
Ankara'nın ilk sakinlerini burada tutan manzara değil, bu hidrolik avantajdı.
NEYE BAKACAKSINIZ
Çubuk Çayı'nın üç kademeli terasları · Eti Yokuşu'nda Neandertal elinden çıkmış Levallois aletleri · Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Ankarapithecus kafatası.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Hattiler ve Hitit Dönemi Ankara'sı · MÖ 3000 – 1200
Merkez olmadan vazgeçilmez olmak.
Ankara'nın ilk kez bir metal ve ticaret havzası olarak örgütlendiğini; Atatürk'ün şahsen başlattırıp finanse ettiği Ahlatlıbel kazısının güneş kurslarını ve damga mühürlerini; ODTÜ kampüsünün altındaki Koçumbeli köyünü; ve Bitik'te ortaya çıkan kabartmalı kült kabını göreceksiniz.
Ankara bu çağda başkent değildi, ama vazgeçilmezdi: başkalarının ağında bir üretim, geçiş ve garnizon düğümü. Bu rol, sonraki her çağda yeniden sınanacak.
NEYE BAKACAKSINIZ
Haymana Gavurkale'deki Hitit tanrı kabartmaları · Bitik Vazosu · Ahlatlıbel ve Koçumbeli buluntularının iki ayrı müzedeki vitrinleri.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Frigya Krallığı ve Gordion Aksı · MÖ 8. – 7. yüzyıl
Toprak, iki bin yedi yüz yıl sonra bu odaları yeniden verecekti.
Ankara'nın başkent Gordion'un ikinci kutbu olarak kurulduğunu; Frig izlerinin Hacı Bayram Tepesi'nde ve seramik fırınlarında nasıl okunduğunu; ve ahşap mezar odalı tümülüslerin —Anıtkabir'in bugün oturduğu Rasattepe'dekiler dahil— nasıl inşa edildiğini göreceksiniz.
Efsane ile arkeolojik veri ayrı tutulur. Kral Midas'ın adı da, bir tümülüsün statik hesabı da kendi dayanağıyla anlatılır.
NEYE BAKACAKSINIZ
Gordion'daki Midas Tümülüsü ve ahşap mezar odası · iç kalenin taş saray kapısı · Rasattepe tümülüslerinin yerleri.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Galat Hakimiyeti ve Ancyra'nın Dönüşümü · MÖ 3. – 1. yüzyıl
Her yeni gelen, öncekinin bıraktığı zeminin üzerine kurar.
Avrupa'dan gelen Kelt boylarının Anadolu'ya yerleştiğini ve Tektosagların Ancyra'yı başkent yaptığını; Galatların kayalara oyulmuş sığınaklarla ve harçsız kuru taş duvarlarla nasıl tahkim ettiğini; ve bir Kelt kültürünün Akdeniz dünyasıyla nasıl harmanlandığını göreceksiniz.
Göçmen bir kavim, bulduğu zemini kendi savunma mantığıyla yeniden kullanır. Bölüm, son Galat kralı Amyntas'ın ölümüyle Roma'ya açılır.
NEYE BAKACAKSINIZ
Güdül'de Kirmir Çayı kıyısındaki İnönü Mağaraları: kayaya oyulmuş merdivenler, gözetleme pencereleri · Ayaş ve Kalecik'teki kale kalıntıları.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Roma Eyalet Başkenti · MÖ 25 – MS 4. yüzyıl
Kurulan konfor, onu koruyan düzen ayakta kaldıkça yaşar.
Ancyra'nın Galatya eyaletinin başkenti ilan edildiğini; Augustus'un kendi icraatlarını anlattığı metnin (Res Gestae) en eksiksiz kopyasının Ulus'taki tapınağın duvarlarında durduğunu; ve hamamın yerden ısıtma sistemini, tiyatroyu ve yolları göreceksiniz.
Roma, kenti kale tepesinden ovaya indirdi; açık, savunmasız ve konforlu bir kent kurdu. Ama bu konfor, ancak güvenlik şemsiyesi ayakta kaldıkça sürdü.
NEYE BAKACAKSINIZ
Augustus Tapınağı'ndaki Grekçe ve Latince yazıt satırları · Roma Hamamı'nın tuğla ayakları (hypocaust) · tiyatronun andezit basamakları · Julianus Sütunu.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Bizans, Selçuklu ve Ahiler Dönemi · 4. yüzyıl – 1354
Bir çağın konforu, bir sonrakinin zırhı oldu.
Kuşatmalar başlayınca kentin yeniden kale tepesine çekildiğini; surlara Roma sütunlarının ve mermer lahitlerin yapı taşı olarak gömüldüğünü; ve 1290–1354 arasında Ankara'yı bir hanedan yerine esnaf loncalarının yönettiğini —Ahi Cumhuriyeti'ni— göreceksiniz.
Aynı mühendislik aklı bu kez konfor için değil, hayatta kalmak için çalışır. Seymenlik ise buradan Cumhuriyet'e kadar uzanan bir miras bırakır.
NEYE BAKACAKSINIZ
Kale surlarına saplanmış Roma sütunları ve lahit parçaları · Aslanhane Camii'nin ahşap sütunları ve ceviz kündekari minberi.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Osmanlı Klasik ve Eyalet Dönemi · 1402 – 19. yüzyıl
Suyu tutan kazanır.
1402 Ankara Savaşı'nı arazi, ikmal ve su üzerinden; tahrir defterleri ile şer'iyye sicillerinden okunan bir nüfusu; ve Ankara keçisinin tiftiğinden dokunan sofun nasıl dünya çapında bir ticaret tekeline dönüştüğünü göreceksiniz.
Lonca, vakıf ve kervan üçgeni yüzyıllarca dengede kaldı. Bölüm, Avrupa'nın buharlı tezgâhlarının bu tekeli kırdığı yerde biter.
NEYE BAKACAKSINIZ
Mahmut Paşa Bedesteni'nin on kubbesi (bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi) · Çengel Han'ın tonozlu depoları · Sulu Han'ın avlusundaki köşk mescit.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
19. Yüzyıl Modernleşmesi ve Demiryolu Aksı · Tanzimat'tan Milli Mücadele'ye
Ray Ankara’ya hız getirdi, ama kenti ikiye böldü.
Tanzimat'la birlikte Angora Vilayeti'nin yeniden örgütlendiğini; 1892'de demiryolunun Ankara'ya ulaşmasını; ve istasyonun kalenin eteğine değil ovaya kurulmasıyla kentin "Yukarısı" ve "Aşağısı" olarak ikiye ayrıldığını göreceksiniz.
Vilayet bürokrasisi, ray ve istasyon, bilmeden bir başkentin altyapısını önceden hazırladı.
NEYE BAKACAKSINIZ
Direksiyon Binası'nın taş ve ahşap kesiti · orijinal makaslar, raylar, telgraf hatları · Taş Mektep'in andezit giriş revakları.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in Kuruluş Dönemi · 1920 – 1950
Katman katman biriken her şey, bu kararın girdisi oldu.
Heyet-i Temsiliye'nin 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelişini; kiremit bulunamayınca halkın kendi evlerinin çatısından söktüğü kiremitleri elden ele taşıyarak Meclis'in çatısını örttüğünü; Sakarya'nın ikmal hatlarını; ve 13 Ekim 1923'teki başkent kararının gerekçelerini göreceksiniz.
Hukuki ve siyasi zafer kazanıldı. Ama kerpiç evler, sıtmalı bataklıklar ve kontrolsüz nüfus için henüz hiçbir mekânsal çözüm yoktu.
NEYE BAKACAKSINIZ
I. Meclis salonunun farklı evlerden toplanmış kiremitleri ve el yapımı sac avizeleri · Ziraat Mektebi'nin telgraf odası · Polatlı Duatepe'deki orijinal siper hatları.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Jansen Planı ve Erken Cumhuriyet · 1924 – 1950
Bugünkü Ankara, plan ile hayat arasındaki bir asırlık pazarlığın tortusudur.
Lörcher planından Jansen planına geçişi; eski kent Ulus ile yeni kent Yenişehir'in karşılıklı duruşunu; bataklığın kurutulup Sıhhiye'ye dönüşmesini; Saraçoğlu Mahallesi'ni; ve öğrencilerin kendi elleriyle inşa ettiği Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü göreceksiniz.
Kâğıt üzerindeki plan ile onu her gün aşındıran nüfus ve rant baskısı arasındaki gerilim burada başlar. Bugünkü Ankara, bu bir asırlık pazarlığın tortusudur. Bölümde yazarın kendi notu da var: Saraçoğlu'nda geçen on üç yıl.
NEYE BAKACAKSINIZ
Hasanoğlan'ın taş taş örülmüş amfitiyatrosu · Saraçoğlu evlerinin ahşap saçakları · Etimesgut'taki erken Cumhuriyet uçak hangarları.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Anıtsal Mimari ve Anıtkabir · 1942 – 1953
Toprak yine bir kaydı geri verir.
Anıtkabir'in yapıldığı Rasattepe'nin aslında Frig tümülüsleriyle dolu bir mezar alanı olduğunu ve 1945'te inşaat sürerken orada kazı yapıldığını; 1942'deki yarışmaya gelen 49 projeden Emin Onat ile Orhan Arda'nın tasarımının nasıl seçildiğini; ve 10 Kasım 1953'teki büyük nakli göreceksiniz.
Aynı tepe, üç bin yıl arayla aynı görevi üstlendi: bir toplumun kendini taşa emanet ettiği yer oldu.
NEYE BAKACAKSINIZ
Aslanlı Yol'un dar ve gölgeli 262 metresi, ardından birden açılan Tören Meydanı · kulelerin adları · Şeref Holü ve müze.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Bütün bölümlerin ortak cevabı tek bir cümle: kendiliğinden var olmayan hiçbir şey, kendiliğinden sürmez. Ankara'nın suyu, ağacı, yolu ve hafızası bozkırın kendi armağanı değil; her kuşakta yeniden verilen bir karar. Vahanın sınırı haritada çizilmez: altyapının çalıştığı yerde yaşam, durduğu yerde bozkır başlar.
Kitap bir zafer anlatısı değildir. İnsanın doğayı yendiğini söylemez. Anlattığı şey daha mütevazı ve daha zordur: bir toplumun, kendi başına ayakta duramayacak bir düzeni her nesilde yeniden kurmayı üstlenmesi.
İTHAF
Kitap, Köy Enstitüsü'nden mahkeme kürsüsüne uzanan ömrünü görevi başında tamamlayan Mustafa Zergeroğlu'nun (1937–1994) hatırasına adanmıştır. Kitaptaki doğrulama disiplini onun masasından kalmadır.
Müze ve Saha Rehberi · kitabın sonunda, başvuru için
Kitabın bölümler boyunca anlattıklarını bugün nerede görebileceğinizi göreceksiniz: Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin seksiyonlarını, Roma Hamamı'nı, iki Meclis binasını, kale surlarını, Aslanhane'yi ve Hasanoğlan'ı. Bugün kullanılmayan tarihsel terimlerin sözlüğü de bu bölümde.
Her vitrin, bir saha noktasına ve bir kitap bölümüne bağlanır. Bir bilgiyi üç yerden birden sınamak, okuru kitabın kendi doğrulama disiplinine ortak eder.
NEYE BAKACAKSINIZ
Müze vitrini · saha noktası · kitap bölümü: üçünü aynı satırda eşleştiren bir çapraz doğrulama tablosu.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
KİTAPLAR
1453'te Başlayan Bir Hikâye
Yazım aşamasında · X'te sürüyor
Tanıtım kitapçığı (PDF)Gürkan Zergeroğlu
Galatasaray'ın tarihi 1905'te değil, 1453'te başlar.
Bu kitap, İstanbul'un fethinden bugüne aynı tepenin, aynı mektebin ve aynı kulübün hikâyesini anlatıyor: Galata'nın bir ahidnâmeyle teslim edildiği günden, bir dervişin kulübesinde tutulan sözden, teneffüste kaputlarla kale yapan mektep çocuklarından, Kopenhag'da kaldırılan kupaya kadar.
Ansiklopedi değil, keşif. Taraftar övgüsü de değil, belgeli bir anlatı.
Size vaat ettiği şey şu: anlatılan her sayının, her ismin, her tarihin arkasında bir kaynak var. Bir maç destan gibi anlatılır, ama skoru değiştirilmez. Bir kurucunun ne hissettiği yazılır, ama ağzına söylemediği bir cümle konmaz. Kaybedilen maçlar, alınan cezalar, ikinci olunan sezonlar da saklanmaz; çünkü bir kulübü büyük yapan yalnız kazandıkları değil, kaybettiklerine rağmen ayakta kalmasıdır.
Kitabı kapattığınızda söylemeniz beklenen cümle:
“Galatasaray'ı tanıdığımı sanıyordum.”
HER BÖLÜMDE SİZİ BEKLEYEN
1453-1481 · Bir tepe, bir derviş, bir ferman
İstanbul düştüğünde Galata'nın kılıçla değil bir kâğıtla teslim edildiğini; padişahın “yıkup harâb itmeyem” diye söz verdiği bir şehri; Galata surlarının dışında, bağların ve mezarlıkların arasında bir derviş zaviyesini; ve bir kış günü o zaviyeye sığınan bir şehzadenin yıllar sonra bu tepeye bir mektep kurdurmasını okuyacaksınız.
Bir kulübün kökü, bir oyundan çok daha eskidir. Bu bölüm, Galatasaray adının taşıdığı toprağın hikâyesidir.
NEYE BAKACAKSINIZ
1 Haziran 1453 ahidnâmesinin maddeleri · 1476 tarihli vakfiye kaydı · Tomtom'da hâlâ duran Gül Dede'nin mezar taşı · bir rivayetin taze gül fidanları.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
1481-1905 · Mektep, isyan, yangın ve dört yüz dokuz öğrenci
Galata Sarayı'nın dört yüz yılda kaç kez kapanıp yeniden açıldığını; içoğlanlarının bir isyanda yeniçeri ağasını kapıdan kovduğunu; binanın medrese, mektep, tıp okulu olduğunu ve yandığını; ve 1868'de açılan Mekteb-i Sultânî'nin ilk gününde aynı sıralara altı ayrı cemaatin çocuğunun oturduğunu okuyacaksınız.
Süreklilik bir kurumun değil, bir yerin hikâyesidir. Bina yanar, işlev değişir, isim değişir; tepe aynı kalır.
NEYE BAKACAKSINIZ
1648 isyanı · 1675'te dağıtılan mektep · 1848 yangını · 1 Eylül 1868'in öğrenci dökümü · okula giren ilk jimnastik hocası.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
1905-1908 · Teneffüste bir top, annelerin diktiği formalar
Galatasaray'ın bir sınıfta, bir edebiyat dersinde kurulduğunu; o yıllarda Türk çocuklarının futbol oynamasının hafiyelere jurnallendiğini; ilk formaların evlerde annelere ve kardeşlere diktirildiğini; adın bir İngiliz gazetesinin ısrarıyla mı yoksa seyircinin bir yakıştırmasıyla mı konduğunu; ve sarı ile kırmızının Bahçekapı'daki bir kumaşçının tezgâhında nasıl bulunduğunu okuyacaksınız.
Bir kimliğin doğuşu. Ad, renk, oyun — hepsi bir avuç mektepli çocuğun elinden çıkar.
NEYE BAKACAKSINIZ
kurucu beyanat · kulübün iki numaralı üyesinin imzalı daktilo hatırası · The Levant Herald · “saka kuşunun başı ile kanadının” rengi · ilk kaptanın kayıp izi.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
1908-1923 · Şilt, siper ve işgal
Galatasaray'ın İstanbul Ligi'ni üst üste kazandığını ama ligin şildinin bugün başka bir müzede durduğunu; oyuncu bulunamayıp Alman askerleriyle sahaya çıkıldığı bir günü; Çanakkale'den yazılan bir mektupta bir Alman neferin Galatasaray'ın maçını bilmesini; ve işgal altındaki İstanbul'da bir Fransız garnizonuna karşı oynanan maçın ikinci yarısını o ordunun subayının yönettiğini okuyacaksınız.
Savaş, bir mektep takımını bir kuşağın kaderine bağlar. Oyuncular cepheye gider; bazıları dönmez.
NEYE BAKACAKSINIZ
mütedavil şilt ve on gümüş levha · 12 Şubat 1911'de altıya on başlayan maç · Hasnun Galib'in siper mektubu · Cuma Ligi ile Pazar Ligi · Papazın Çayırı.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
1923-1959 · Bölünme, kuraklık ve dönüş
Galatasaray'ın 1933'te kendi içinden bölündüğünü ve ayrılanların rakip bir kulüp kurduğunu; o kulübün adının neden “Sarı-Kırmızı” olamadığını; bir futbol kavgasının ardından başbakanın tebliğ yayımladığını; on yedi yıl şampiyonluk görmeden geçen yılları; bir kararla kaçırılan bir şampiyonluğu; ve Metin Oktay'ın Galatasaray'a nasıl geldiğini okuyacaksınız. Bir kulübün en zor düşmanı bazen kendi içindedir. Bu bölüm, ayrılığın ve sabrın hikâyesidir.
NEYE BAKACAKSINIZ
1933 kongresi ve “futbolcu para kazanmalı mı” sorusu · ayvalarla karşılanan bir takım · 4 Temmuz 1937 ve 27 Temmuz tebliği · 8 Nisan 1951 · soyunma odasında bir uğur ritüeli.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
1959-1988 · Millî Lig, ağları delen gol ve yazı-tura
Türkiye'nin ilk profesyonel liginin yarısı boş bir tribünle başladığını; Metin Oktay'ın ağları delen golünü radyonun nasıl anlattığını; ilk Millî Lig şampiyonluğunun Metin Oktay'sız geldiğini; bir sezonda atılan yüz beş golü; Avrupa'da bir kez yazı-turayla elenip ertesi yıl yazı-turayla tur atlamayı; ve şike tespitlerinin, hükmen kararların, mahkeme dönüşlerinin futbolu nasıl şekillendirdiğini okuyacaksınız.
Başarı ve kuşku aynı sahada yürür. Bu bölüm, kanıtın gücü kadar sert konuşur; elindeki belgeden fazlasını söylemez.
NEYE BAKACAKSINIZ
10 Haziran 1959 · golün asistini yapan unutulmuş bir Samsunlu · Roma ve Viyana'da atılan para · her sezonun puan tablosu.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
1988-günümüz · Avrupa ve yıldızlar
Galatasaray'ın Avrupa'nın büyükleriyle aynı masaya nasıl oturduğunu; Kopenhag'da kaldırılan kupanın arkasındaki yılları; Avrupa Süper Kupası'nı; ve dördüncü yıldıza uzanan yolu okuyacaksınız.
Beş yüz yetmiş yıllık bir hikâyenin bugüne ulaştığı yer. Zirve, tepenin kendisidir.
NEYE BAKACAKSINIZ
Avrupa'daki büyük geceler · 17 Mayıs 2000 · Monako'da kazanılan Süper Kupa · yıldızlar.
BÖLÜMÜN BİRİMLERİ
Bütün bölümlerin ortak cevabı aynı: Galatasaray, bir tepenin üzerinde beş yüz yetmiş yıl boyunca kendini yeniden kuran bir hikâyedir. Bir ahidnâme, bir derviş, bir ferman, bir yangın, bir sınıf, bir kumaş, bir mektup, bir kavga, bir gol. Her kuşak aynı toprağa döndü ve bir sonrakine bıraktı. Bu kitap o devir teslimin kaydıdır: kazanılanları büyük, kaybedilenleri dürüst, unutulanları adlarıyla anar.
Bu kitap önce okurla, X'te her gün yayımlanan bir seri olarak buluştu; her sezon, her belge, her düzeltme kamuya açık yazıldı. Kitap, o serinin doğrulanmış, genişletilmiş ve kaynaklarıyla birleştirilmiş hâlidir.
Bu kitabın bir de niyeti var: yazarın sponsorluğunda basılıp Galatasaray Spor Kulübü'ne hediye edilmesi ve satış gelirinin tamamının kulübe bağışlanması. Bunun nasıl olacağına kulüp karar verecek. Galatasaray'ın hikâyesini anlatan bir kitabın, o hikâyenin sahibine dönmesi gerektiğine inanıyorum.
KİTAPLAR
Tapınaktan cüzdana, adı ve yüzü değişen işaretler
Yazım aşamasında
Tanıtım kitapçığı (PDF)Gürkan Zergeroğlu
ÖNCE
Semboller ölmez; ad ve kılık değiştirir. Beş bin yıl önce bir tanrının çevresindeki ışıltı bugün bir azizin halesinde, Özgürlük Heykeli'nin tacında duruyor. Bir tapınağın kutsal ağacı bir Selçuklu çinisinde, yerdeki bir kilimde. Bir kartal Asur kabartmasından Hitit'in çift başlı kartalına, oradan cüzdanımızdaki dolara uçuyor.
Bu kitap o yolculukları izliyor. Her bölüm bir mekân: tapınak, saray, bahçe, suyun kıyısı, gök, mezar. Her mekânda o yerin sembolleri bir arada, bir sahne olarak anlatılıyor; her sembol de ilk doğduğu yerden Anadolu'ya, Orta Asya'ya ve bugüne kadar yürüyor.
NE VAAT EDİYOR
Okura, bir müzede, kilisede, camide, kazı alanında sembolü tanımayı, onu yapanın beklentisini ve duygusunu okumayı, sahnede eksik olanı fark etmeyi ve sonunda kendine dönmeyi kazandırmak. İnsanın güvende, sağlıklı ve huzur içinde yaşama arzusunun, semboller üzerinden tarih boyunca izini sürmek. Duyguların ve korkuların kaynağını göstererek okura hissiyat anlamında özgürlük vermek.
Kitabı kapattığınızda: “Meğer hep gözümün önündeymiş — artık her yerde görüyorum, hiçbirinin önünden öylece geçemiyorum.”
HER SEMBOLDE
GİRİŞ
Bir ağıt tabletinin önünde durmak
BU ODADA
Kitap tek bir sahneyle açılır: yıkılmış bir kent için yazılmış bir ağıt tableti. Okur ilk kez bir nesneye “bunu kim, hangi korkuyla yazdı?” diye bakmayı öğrenir. Göz burada kazanılmaya başlanır. Tarihin kimin yazdığına bağlı olduğu da ilk kez bu sahnede görünür.
DUYGU DURUMU
Yapan: kaybın ve anlamsız yıkımın karşısındaki çaresizlik. — Bugün: felaketi açıklama, bir sebep ve bir suçlu bulma ihtiyacı.
SAHNEDE NE ARARSIN
Tabletin kendisi, ağıtın yazıldığı kent, ağıtı okuyan kişi.
BİR YOLCULUK
Bir ağıtın içindeki rüzgâr: Ur'un yıkımını anlatan tabletten bugünün felaket haberlerine — felaketi hep galibin kalemi anlatır.
SEMBOLLER (2)
BÖLÜM 1
İnsanın yapılışı
BU ODADA
İnsan neyden yapıldı, neden yapıldı? Kil, tanrı kanı, kaburga, bir isim. Bu bölümde okur, yaratılış sahnelerinin ve kil figürinlerin önünde ne gördüğünü öğrenir; insanı yapan elin aslında neyi anlatmak istediğini okur.
DUYGU DURUMU
Yapan: yaratılmış olmanın ve bir amaç için var olmanın ağırlığı. — Bugün: “Ben neden varım, kime aitim?” sorusu.
SAHNEDE NE ARARSIN
Kil, su, yaratan el, figürin, verilen ad.
BİR YOLCULUK
Kaburgadan doğan kadın: Sümer'in kelime oyunundan Orta Çağ tablolarında Âdem'in yanından çıkan Havva'ya.
SEMBOLLER (6)
BÖLÜM 2
Ölümsüzlük ve yasak
BU ODADA
Cennet bir bahçedir; ortasında bir ağaç, dibinde bir yılan, dalında bir kuş. Okur bu bölümde bahçe tasvirlerinde, hayat ağacı motiflerinde ve yılan figürlerinde neyin kaybedildiğini, neyin yasaklandığını görmeyi öğrenir.
DUYGU DURUMU
Yapan: ölümlü olmanın yarası, kaçırılan bir fırsatın pişmanlığı. — Bugün: kaybedilmiş masumiyet ve “bir zamanlar her şey güzeldi” özlemi.
SAHNEDE NE ARARSIN
Ağaç, yılan, kuş, bekçi, meyve, ırmaklar.
BİR YOLCULUK
Kutsal ağaç: Mezopotamya'nın hayat ağacından Orta Asya'nın Bayterek'ine, Selçuklu çinisine ve bugün yerdeki kilime.
SEMBOLLER (8)
BÖLÜM 3
Tanrıya sunulan
BU ODADA
Bir sunak, bir içki kabı, tütsünün kokusu, kapıda bekleyen koruyucu bilgeler. Okur bir tapınak kalıntısının ya da müzedeki bir sunağın önünde, orada bir zamanlar ne yapıldığını ve neyin beklendiğini okumayı öğrenir. Sahnede eksik olan objeyi fark etmenin ilk dersi buradadır.
DUYGU DURUMU
Yapan: karşılıklılık — “ver ki verilsin”; lütuf bekleyen insanın umudu ve korkusu. — Bugün: adak, dua, “bir mum yakmak.”
SAHNEDE NE ARARSIN
Sunak, içki kabı, tütsülük, kurban, koruyucu figür, kutsal çanta.
BİR YOLCULUK
Başın üstündeki ışık: tanrıların parıltısı melammu'dan Pers krallarının kutsal ışığına, Helios'un ışınlı tacına, azizlerin halesine, minyatürlerdeki nura ve Özgürlük Heykeli'nin tacına.
SEMBOLLER (11)
BÖLÜM 4
Güç ve gökten inen krallık
BU ODADA
Bir taht, bir asa, kanatlı bir disk, bir kartal. Okur saray kabartmalarında, armalarda ve bugünkü devlet sembollerinde gücün kendini nasıl anlattığını, neden hep “gökten indiğini” söylediğini okumayı öğrenir.
DUYGU DURUMU
Yapan: düzen ihtiyacı, korunma arzusu, iktidarın kendini meşru gösterme kaygısı. — Bugün: bayraklar, armalar, makamlara duyulan saygı ve korku.
SAHNEDE NE ARARSIN
Taht, asa, taç, kanatlı disk, kartal, çift taç, kral listesi.
BİR YOLCULUK
Kartal: Anzu'dan Asur kabartmasına, Hitit'in çift başlı kartalına, Selçuklu armasına ve doların arka yüzüne.
SEMBOLLER (14)
BÖLÜM 5
Tufan ve kurtuluş
BU ODADA
Kaos sudur; tufan onun geri dönüşüdür. Bir tekne, salınan bir kuş, dağın zirvesi, nehre bırakılan bir sepet, suları hapseden bir ejderha. Okur tufan tasvirlerinde ve su motiflerinde yok olma korkusunu ve yeniden başlama umudunu okumayı öğrenir.
DUYGU DURUMU
Yapan: her şeyin bir anda silinebileceği korkusu; seçilmiş olma umudu. — Bugün: felaket haberleri karşısındaki çaresizlik, “kurtulan” olma arzusu.
SAHNEDE NE ARARSIN
Tekne, kuş, dağ, balık, sepet, ejderha, ocak.
BİR YOLCULUK
Kurtaran balık: tufanda yol gösteren balıktan Hint'in Matsya'sına ve ilk Hristiyanların gizli işaretine.
SEMBOLLER (12)
BÖLÜM 6
Düzen ve kader
BU ODADA
Gökkubbe, yıldızların yolu, on iki ay, kader tabletleri. Okur bir kubbenin yıldızlarında, takvimde, saatin kadranında göğe düzen verme çabasını okumayı öğrenir.
DUYGU DURUMU
Yapan: belirsizliğe düzen getirme, geleceği bilme isteği. — Bugün: burçlar, takvimler, “kaderimde varmış.”
SAHNEDE NE ARARSIN
Kubbe, yıldız, ay, kule, tablet, basamak, sayı.
BİR YOLCULUK
Sabah yıldızı: İnanna'dan İştar'a, Astarte'ye, Afrodit'e, Venüs'e — gökteki aynı ışığın dört bin yıllık adları.
SEMBOLLER (18)
BÖLÜM 7
Ölüm ve iz bırakmak
BU ODADA
Bir mezarda bulunan lir, gözün muskası, toprağa gömülen tabletler, bir yazıcının imzası. Okur mezar buluntularında ve ölü sunularında ölümün karşısında insanın neyi bırakmaya çalıştığını okumayı öğrenir.
DUYGU DURUMU
Yapan: yok olmaya karşı bir iz bırakma isteği; ölüden sonrasının belirsizliği. — Bugün: mezar taşları, fotoğraflar, “adım yaşasın” dileği.
SAHNEDE NE ARARSIN
Mezar, lir, muska, gömülü tablet, imza, yeraltının kapısı.
BİR YOLCULUK
Kötülüğe karşı göz: Horus'un gözünden Akdeniz teknelerinin pruvasındaki göze ve kapımızdaki nazar boncuğuna.
SEMBOLLER (7)
SON SÖZ
Bütün mekânların ortak cevabı
BU ODADA
Atölyede, bahçede, tapınakta, sarayda, suyun kıyısında, göğe bakarken, mezarda — insan hep aynı şeyleri sordu. Semboller bu soruların cevabıydı; keyfi değildi, insanın değişmeyen duygularının diliydi. Okur müzeden çıkarken kendi hayatındaki sembollere döner.
DUYGU DURUMU
Güvende, sağlıklı ve huzur içinde yaşama arzusu; duyguların kaynağını bilmenin verdiği özgürlük.
KİTAPLAR
Her gün yaptığımız şeylerin unutulmuş hikâyeleri
Yazım aşamasında
Tanıtım kitapçığı (PDF)Gürkan Zergeroğlu
ÖNCE
Tahtaya vururuz, tuzu elden vermeyiz, yolcunun arkasından su dökeriz, hapşırana “çok yaşa” deriz. Neden yaptığımızı çoğu zaman bilmeyiz; bildiğimizi sandığımız cevap da çoğu zaman yanlıştır.
Bu kitap hayatı doğumdan ölüme bir yol gibi yürüyor ve her durakta aynı soruyu soruyor: bu nereden çıktı? Dünyanın dört bir yanından gelen âdetler, deyimler ve inanışlar yan yana duruyor; bazen birbirine şaşırtıcı biçimde benziyor, bazen hiç beklemediğiniz bir yerden çıkıyor.
HER ÂDETTE
NE VAAT EDİYOR
Bir daha tuzu elden vermeye çekindiğinizde, bunun nereden geldiğini merak edeceksiniz. Bazen cevabı bulacaksınız, bazen de cevabın hiç bilinmediğini — ve bu da bir hikâye.
GİRİŞ
Kitap tek bir hareketle açılır: iyi bir şey söylediğimiz anda elimizin kendiliğinden bir tahtaya uzanması. Bu küçük hareketin arkasında insanın en eski duygularından biri durur: güzel olanın elimizden alınacağı korkusu. Giriş, okura kitabın bakış açısını bu hareket üzerinden tanıtır.
BÖLÜM 1
Unutulan olayın dilde süren şakası
Olay unutuldu, cümle kaldı. Her gün ağzımızdan çıkan bir deyimin içinde unutulmuş bir esnaf, bir saray, bir kavga yaşıyor. Yolculuğa buradan, dilin hafızasından başlıyoruz.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Pabucu dama atılan kimdi?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 2
Korumanın telaşı, karşılamanın sevinci
Bir bebeğin dünyaya gelişi hem en büyük sevinç hem en savunmasız an. Kırkı çıkana kadar süren telaş, kırmızı kurdele, diş buğdayında önüne konan kalem ve makas.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Sevilen bebeğe neden “ne çirkin” denir?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 3
Birleşmenin sevinci ve kaygısı
İki insanın, iki ailenin birleştiği gün: kahveye konan tuz, eşikten kucakta geçiş, kınada ağlayan gelin, ayakkabının altına yazılan isimler.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Tektaş pırlanta sandığımız kadar eski mi?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 4
Yuvanın güveni, komşuluğun sıcaklığı
Ev, dünyanın içinde çizdiğimiz güvenli çizgi; eşik o çizginin kendisi, komşu da çizginin öbür yanındaki akraba.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Yeni eve neden önce ekmek ve tuz girer?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 5
Paylaşmanın ve aidiyetin tadı
Sofra bir arada olmanın en eski biçimi. Yere düşen ekmeği öpmek, kadeh kaldırırken göz göze bakmak, büyük başlamadan başlamamak.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Tuz neden elden verilmez?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 6
Emeğin gururu, itibarın dili
Çalışmak, kazanmak, görünmek. Siftah parası, gece para saymamak, bahşiş, ve ustanın çırağa kolay kolay vermediği püf noktası.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Siftah parası neden harcanmaz?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 7
Eğilen dil, dik duran onur
Saray, kışla, mahkeme gitti; dili kaldı. Gücün karşısında konuşmanın, selamlaşmanın, boyun eğip onuru korumanın kalıpları.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Neden hâlâ “efendim” deriz?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 8
Ayrılığın hüznü, dönüşün umudu
Giden her yolcu biraz belirsizliğe gider, gelen her misafir biraz bereket getirir. Arkasından su dökülür, ev süpürülmez, dönüşü müjdelenir.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Yolcunun arkasından neden su dökülür?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 9
Bedeni anlamaya çalışmak
Beden kendi bildiğini okur: kulak çınlar, göz seğirir, avuç kaşınır. İnsan bu işaretlere yüzyıllardır bir anlam biçiyor.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Hapşırana neden “çok yaşa” denir?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 10
Kontrol edilemeyene hükmetme isteği
Şansa, göze, kadere karşı insanın küçük önlemleri: tahtaya vurmak, nazar boncuğu, merdiven altından geçmemek.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Kırılan ayna neden yedi yıl?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 11
Birlikte kutlamanın neşesi
Takvim bir kutlama ve bekleyiş haritası: düşen cemre, Hıdırellez'de gül ağacı, Nevruz ateşi, yılbaşında kapıda kırılan nar.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Salı neden uğursuz sayılır?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 12
Doğanın işaretlerini okuma merakı
Hayvanlar ve gökyüzü haber verir: leyleğin havada görülmesi, horozun vakitsiz ötmesi, kedinin yüzünü yıkaması, çömçe gelinle yağmur duası.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Baykuş neden kötü haberci sayılır?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 13
Saygının ve kelimenin gücü
Kelime hem saygı hem büyü: selam, “maşallah”, “ağzından yel alsın”, ekmek üzerine yemin, “ocağın sönsün”.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
“Ağzından yel alsın” ne demek?
BU BÖLÜMDE
BÖLÜM 14
Yokluğa katlanmak, anmayı sürdürmek
Ölüm insanın baş edemediği son şey. Aynalar örtülür, helva kavrulur, mezar taşına kuşlar için su çukuru açılır.
BU BÖLÜMÜN SORUSU
Ölüm evinde aynalar neden örtülür?
BU BÖLÜMDE
SON SÖZ
On dört durak: dilin hafızasından yokluğa katlanmaya. İnsan baş edemediğini ya ritüelleştirir ya dilleştirir — ama yalnız korkusunu değil. Sevincini düğünde, aidiyetini sofrada, saygısını selamda, gururunu siftahta, özlemini yolcunun arkasından dökülen suda da ritüelleştirir.
Âdetlerimiz ve deyimlerimiz, insanın korkularını, sevinçlerini ve bağlarını yüzyıllar boyunca biriktirdiği bir dil. Nereden çıktıklarını bilmek onları elimizden almaz; yalnız bize seçme özgürlüğü verir.